Gökçeada

Otantik tarzda dekore edilmiş otelleri ve restaurantları size sunuyoruz.

Gökçeada Hakkında

Gök­çea­da, yüz­yıl­lar ön­ce­sin­den ge­len  ve 1970 yılına kadar kullanılan is­miy­le İm­roz, Ku­zey Ege’de­ki iki Türk ada­sın­dan bi­ri. Tür­ki­ye’nin en bü­yük ada­sı olarak Boz­caa­da’nın yak­la­şık se­kiz ka­tı bü­yük­lü­ğün­de. Tür­ki­ye’nin en ba­tı ucu olduğu için ‘gü­ne­şin en son bat­tı­ğı yer’ ol­ma ün­va­nı­na sahip.

Gök­çea­da, Ça­nak­ka­le’ye bağ­lı bir il­çe. Yerleşim ilçe merkezi dışında 10 köye dağılmış durumda. Adaya ula­şım, sa­de­ce de­niz yo­luy­la sağ­la­nı­yor. Bunun için bir arabalı feribot ve sadece yayalar için olan deniz otobüsü kullanılıyor. Tür­ki­ye’nin ilk su­al­tı par­kı bu­ra­da ilan edilerek de­niz­de­ki, organik tarım konusunda pilot bölge seçilerek karadaki do­ğal ya­şam ko­ru­ma al­tı­na alın­mış.

Gök­çea­da de­ni­zi, Tür­ki­ye’nin en te­miz de­niz­le­rin­den bi­ri ola­rak, hem yüz­mek hem de da­lış yap­mak için ideal. Ada­nın et­ra­fın­da de­ni­ze gi­ri­le­bi­le­cek çok sa­yı­da ba­kir koy bul­unu­yor. Dalış yapanları ise zengin bir sualtı bekliyor.
Gök­çea­da rüzgarlı iklimi ve ken­di­ne öz­gü coğ­ra­fik ya­pı­sı sayesinde sa­de­ce Tür­ki­ye’nin de­ğil dün­ya­nın önde ge­len sörf mer­kez­le­rin­den bi­ri ol­ma­ya aday. Özellikle Bulgar sörfcüler sayesinde canlananan sörf ortamı, her geçen gün gelişiyor.

Adanın en eski yerleşim yerleri olan Rum köyleri nostaljik havaları ile etkileyici mekanlar.  Ara sokaklarında dolaşmak yüzyıllar öncesinden gelen bir hikayeyi dinlemek gibi büyülüyor insanı. Köylerde eski kahveler açık oluyor. Bazılarında yemek yiyebileceğiniz yerler de bulunuyor.

Gökçeada’nın Coğrafyası

Ça­nak­ka­le Bo­ğa­zı’nın ku­zey­ba­tı­sın­da yer alan Gök­çea­da’nın ku­ze­yin­de Se­ma­di­rek Ada­sı, doğusunda Gelibolu Yarımadası, gü­ney­ba­tı­sın­da Lim­ni Ada­sı ve gü­ne­yin­de Boz­caa­da bu­lu­nu­yor.

Je­olo­jik Ya­pı

Gök­çea­da, genç je­olo­jik dö­ne­me ait ka­yaç­lar­dan olu­şu­yor. Ben­zer­siz je­olo­jik olu­şum­lar ve jeo­mor­fo­lo­jik ya­pı­lar gö­rü­lü­yor. Rüz­gar özellikle ada­nın dik ve sarp uza­nan kuzey  kı­yı­la­rın­da il­ginç şe­kil­ler oluş­tu­ru­yor. Bun­la­ra Kaş­ka­val Bur­nu(Pey­nir Ka­ya­lık­la­rı) ve Yıl­dız­koy’da rast­la­mak müm­kün.
Vol­ka­nik bir ya­pı ha­kim ol­ma­sın­dan do­la­yı dev ka­zan­la­rı, su­al­tı ma­ğa­ra­la­rı, lav ka­ya­la­rı ve pon­za taş­la­rı ada­da çok­ça bu­lu­nan je­olo­jik ya­pı­lar. Ada­nın ku­zey böl­ge­sin­de fok­la­rın yaşadığı 5 ma­ğa­ra bu­lu­nu­yor. De­mir ma­de­ni ve gra­nit ada­da bulunan ye­ral­tı kay­nak­la­rı.

Su Kay­nak­la­rı

Gök­çea­da içme suyu bakımında kendine yeterli potansiyele sahip nadir yerlerden. Tat­lı su kay­nak­la­rı­nın çok­lu­ğu ba­kı­mın­dan adalar arasında Ege De­ni­zi’nde bi­rin­ci, dün­ya­da ise dör­dün­cü sırada.
Ada­da 4 gö­let ve 1 ba­raj gö­lü bu­lu­nu­yor. Zey­tin­li­köy Ba­ra­jı ada­nın iç­me ve kul­lan­ma ih­ti­ya­cı­nı bü­yük öl­çü­de karşıladığı için gö­let­ler­den sadece ta­rım amaç­lı su­la­ma için ya­rar­la­nı­lı­yor.Ada­da akar­su bu­lun­mu­yor. Çok sa­yı­da de­re ise ya­zın ku­ru­yor.
Gök­çea­da’da iyi ni­te­lik­li pek çok su kaynağı bu­lu­nu­yor. Ada­nın vol­ka­nik ya­pı­sı ye­ral­tı su­la­rı açı­sın­dan zen­gin ol­ma­sı­nı sağ­lı­yor. Adada dolaşırken yollar üzerinde memba suyu akan çok sayıda çeşmeye rastlayacaksınız.

Bitki Örtüsü

Gök­çea­da’nın bit­ki ör­tü­sü, genel olarak bakıldığında or­man, ma­ki­lik ve zey­tin­lik alanlar dik­kat çe­ki­yor.

Gü­ney kı­yı­la­rı­nın rüz­ga­ra açık kı­sım­la­rı­nın, ge­ven de­ni­len di­ken­li ça­lı­lar­la kap­lı ol­du­ğu gö­rü­lü­yor. Ge­ven­ler ada­nın eroz­yon den­ge­si­ni sağ­layan önemli bitkiler.

İklim

Gök­çea­da’nın gü­ney sa­hil­le­rin­de da­ha çok Ak­de­niz ik­li­mi, ku­zey sa­hil­le­rin­de ise Mar­ma­ra ik­li­mi gö­rü­lü­yor.Yaz­la­rı sı­cak ve ılık, kış­la­rı ya­ğış­lı ve so­ğuk ge­çi­yor. Kar ve don en­der ola­rak gö­rü­lü­yor.

Ada­nın ha­kim rüz­gar yö­nü ku­zey­do­ğu olup(poy­raz) se­ne­nin or­ta­la­ma 300 gü­nü rüz­gar­lı ge­çi­yor. Sı­cak­lık kış ay­la­rın­da or­ta­la­ma 7 0C, yaz ay­la­rın­da 25 0C olu­yor. Dü­şük nem ora­nı ve rüz­gar sa­ye­sin­de yaz gün­le­ri ne kadar sıcak olursa olsun, bu­nal­tı­cı geçmiyor.

Rüz­gar­lı Ada­nın Ni­met­le­ri

Gök­çea­da, rüz­ga­rın ne­re­dey­se hiç dur­ma­dı­ğı bir yer. Do­la­yı­sıy­la bu­ra­da ya­şa­mı rüz­gar şe­kil­len­di­ri­yor. Ada­yı sev­mek için rüz­ga­rı da sevmek ge­re­ki­yor !

Bir adada olmanın en avan­taj­lı ya­nlarından biri, rüz­gar ne ka­dar sert eser­se es­sin de­ni­ze gi­ri­le­bi­le­cek sa­kin bir koy bu­lu­na­bil­me­si. Bu­nun için yap­ma­nız ge­re­ken, rüz­ga­rın yö­nü­nü ta­yin et­mek. Rüz­gar ku­zey­den esi­yor­sa gü­ney­de­ki, gü­ney­den esi­yor­sa ku­zey­de­ki koy­lar denize girmek için uygun olu­yor.
Ya­zın çok sı­cak gün­le­rin­de Gök­çea­da kur­ta­rıl­mış böl­ge gi­bi. Rüz­ga­rın se­rin­le­ti­ci et­ki­si, bu­nal­ma­dan ta­til yap­ma im­ka­nı veriyor. Gök­çea­da yılda ortalama 300 gün esen rüz­ga­rı sa­ye­sin­de sörf açısından özel bir yer. Son yıl­lar­da dün­ya­nın çe­şit­li yer­le­rin­den sörf­cü­lerin adaya akın ettiği görülüyor.

Gökçeada Nüfus Dağılımı

2007 ge­nel nü­fus sa­yı­mı­na gö­re il­çe mer­ke­zi 6801, köy­ler 1871 ol­mak üze­re Gökçeada’nın top­lam nü­fusu 8672.

Yaklaşık 500 yıl boyunca Osmanlı hakimiyetinde olan Gökçeada’da, yerleşik Rumlar 1960’lı yıllara kadar nüfus çoğunluğunu sürdürmüş. 1960 yılı  nüfus sayımına göre adada 5487 Rum, 289 Türk ya­şıyormuş. Bu yıl­dan iti­ba­ren çe­şit­li ne­den­ler­den do­la­yı baş­la­yan göç­ler­le Rum nü­fu­su azal­arak 2009 iti­ba­riy­le 300 ki­şi­ye ka­dar düş­müş.

Gökçeada Tarihi

Gök­çea­da ta­rih bo­yun­ca, Avrupa-As­ya ara­sı köp­rü gö­re­vi­ gö­re­rek de­vam­lı el de­ğiş­ti­ren bir ge­çit mer­ke­zi ol­muş. Ada­nın is­kan ta­ri­hi­nin ne ka­dar es­ki­ye git­ti­ği­ne da­ir ke­sin bil­gi­ler bu­lun­mu­yor. Ama ilk yer­le­şen­le­rin Pe­lasg’lar ol­du­ğu ka­bul edi­li­yor. Pe­lasg’lar­dan son­ra kı­sa sü­re­li ola­rak Pers­ler’in ege­men­li­ği­ne gir­iyor. Ati­na­lı­lar ile Pers­ler ara­sın­da MÖ.448’de ya­pı­lan ba­rış ne­ti­ce­sin­de Ati­na’ya bağ­lanıyor.

M.Ö.215-168 yıl­la­rı ara­sın­da Ati­na­lı­lar ile Ro­ma­lı­lar ara­sın­da 47 yıl sü­ren Ma­ke­don­ya Sa­vaş­la­rı so­nun­da, Ro­ma İm­pa­ra­tor­lu­ğu’nun eli­ne geç­iyor.Ro­ma’nın iki­ye ay­rıl­ma­sın­dan son­ra Do­ğu Ro­ma’nın(Bi­zans) pa­yı­na dü­şüyor. Bi­zans ege­men­li­ğin­de ge­çen uzun bir dö­nem­de dö­nü­şüm­lü ola­rak Ve­ne­dik ve Ce­ne­viz­li­le­rin de ha­ki­mi­ye­ti­ne gir­iyor.

Bi­zans’ın 1204’de La­tin­ler ta­ra­fın­dan is­ti­lâ­sı sı­ra­sın­da Ce­ne­viz­li­le­rin eli­ne ge­çe­rek Ge­li­bo­lu Dü­ka­lı­ğı­’na bağ­lan­ıyor. Bi­zans İm­pa­ra­tor­lu­ğu’nun son yıl­la­rın­da Ce­ne­viz­li Got­ti­lu­si­a Ai­le­si, Ege’de­ki di­ğer ada­lar­da yap­tığı gi­bi bu­ra­da da ege­men­lik kur­uyor.

1262 yı­lın­da Mic­ha­el Pa­la­eo­lo­gos İm­pa­ra­tor­lu­ğu ta­ra­fın­dan iş­gal edi­le­rek, 15. yüz­yı­lın or­ta­la­rı­na ka­dar on­lar ta­ra­fın­dan yö­ne­til­iyor.

1453 yı­lın­da İs­tan­bul’un Os­man­lı­ İmparatorluğu ta­ra­fın­dan fet­he­dil­me­si ile Gök­çea­da’da­ki Bi­zans güç­le­ri ada­yı ter­ke­de­rek ken­di ka­de­riy­le baş­ba­şa bı­rakıyorlar. Bu­nun üze­ri­ne Gök­çe­ada­lı de­le­ge­ler Fa­tih Sul­tan Meh­met ile gö­rüş­mek üze­re İs­tan­bul’a giderek ada­nın Os­man­lı ha­ki­mi­ye­tinde es­ki dü­ze­ni­ni sürdürmesini sağlıyorlar.

1455’de Os­man­lı top­rak­la­rı­na ka­tı­lan ada, Os­man­lı­ ile Ve­ne­dik­ ara­sın­da ge­çen sa­vaş­lar­la dö­nem dö­nem el de­ğiş­tiriyor. Ka­nu­ni Sul­tan Sü­ley­man za­ma­nın­da ada va­kıf ilan ediliyor. Bu sayede mal varlığı korunan ve arttırılan Gökçeada, Osmanlı hakimiyeti altında 20.yy’a kadar refah içinde yaşıyor. 1800’lü yıl­la­rın ba­şın­da bir­çok Ege ada­sı, Yu­na­nis­tan’a bı­ra­kıl­ma­sı­na rağ­men Gök­çea­da Os­man­lı’da kalıyor.

1912 ta­rih­li 1. Bal­kan Sa­va­şı sı­ra­sın­da Yu­na­nis­tan Gök­çe­aa­da’ya giriyor. 1913 tarihli Ati­na Ant­laş­ma­sı ile Gök­çea­da ve Boz­caa­da dı­şın­da­ki tüm Ege Ada­la­rı Yu­na­nis­tan’a ve­riliyor. Ama bu ara­da baş­la­yan Bi­rin­ci Dün­ya Sa­va­şı se­be­biy­le Yu­nan­lı­lar ada­da ka­la­rak, An­zak, İn­gi­liz ve Fran­sız güç­le­ri­nin ada­yı de­niz ve ha­va üs­sü ola­rak kul­lan­ma­la­rı­nı sağ­lıyor. 

Gök­çea­da, Lo­zan Ba­rış Ant­laş­ma­sı so­nu­cun­da  22 Ey­lül 1923 ta­ri­hin­de Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti top­rak­la­rı­na ka­tıl­ıyor. Bu ta­rih her se­ne Gök­çea­da’nın kur­tu­luş gü­nü ola­rak kut­la­nı­yor.

Tarihi Eserler

Gök­çea­da’dan es­ki çağ­lar­dan be­ri çe­şit­li kül­tür­le­rin ge­lip geç­ti­ği bi­li­ni­yor. Ama on­lar­dan ge­ri­ye ka­lan­la­rın ço­ğu yokolmuş ya da top­rak al­tın­da gün ışı­ğı­na çık­ma­yı bek­li­yor.

Adada ilk arkeolojik ka­zı ça­lış­ma­sı Ye­ni Ba­dem­li Hö­yü­ğü’n­de 1996-1997 yıl­la­rın­da ya­pıl­mış.  Burada tarih öncesi dönemlerden kalma, zamanında deniz kıyısında olan bir yerleşimin kalıntıları ortaya çıkarılmış. Ha­cet­te­pe Üni­ver­si­te­si Ar­ke­olo­ji Bö­lü­mü öğ­ren­ci­le­ri ve ada­lı va­tan­daş­la­rın ça­lış­ma­la­rı ile M.Ö. 3000 yıl­la­rı­na ait sur, ev te­mel­le­ri, er­ken tunç ça­ğı­na ait se­ra­mik­ler, ağır­şak­lar, taş bal­ta, si­lex ok ucu, per­dah, ez­gi taş­la­rı, yon­ga par­ça­la­rı bu­lun­muş. Bu tarihi kalıntılar, Ça­nak­ka­le Ar­ke­olo­ji Mü­ze­si’nde sergileniyor.

Ada­nın bi­li­nen en es­ki yer­le­şim ye­rlerinden olan Ka­le­köy’de Hel­len ön­ce­si dö­nem­le­re ait ol­du­ğu dü­şü­nü­len, Bizans ve Ceneviz zamanında ona­rıl­mış ve ye­ni­le­ri ek­len­miş ka­le sur­la­rının kalıntıları bu­lu­nu­yor.  M.Ö. 5.yy’da Ati­na­lı­lar ta­ra­fın­dan, bu sur­la­rın et­ra­fı­na Yu­nan kent dev­let­le­ri­ne ben­zer bir ak­ro­pol ku­rul­du­ğu bi­li­ni­yor.  Kale surlarında ve bazı evlerin duvarlarında akropolden kalma taşların kullanıldığı görülüyor. Kö­yün et­ra­fın­da an­tik ya­zıt­la­ra, mer­mer mi­ma­ri ka­lın­tı­la­ra ve hey­kel par­ça­la­rı­na da rast­la­nı­yor.

Adanın ayakta kalmış diğer tarihi kalıntıları, Dereköy yakınındaki Paleokastro Kulesi ve Yuvalı Plajı’ndaki Pirgos Kulesi. Gökçeada, yaklaşık 500 sene Osmanlı hakimiyetinde olmasına rağmen Osmanlı’dan kalma sadece 1 cami, 4 çamaşırhane ve 1 çeşme bulunuyor. 1800’lü yıllarda yapılan bu eserlerin hepsi ada merkezinde yer alıyor.

Gökçeada Mitolojisi

M.Ö. 1200’lü yıllarda geçtiği varsayılan Troya Savaşı’nı konu alan İlyada Destanı, Homeros tarafından M.Ö. 750’li yıllarda yazılmış. Destanda adı birçok kez geçen İmroz’dan hep kayalık olarak bahsedilir.

Yunan Mi­to­lo­ji­ine gö­re Gök­çea­da(İm­roz) ve Se­ma­di­rek ada­la­rı ara­sın­da Ak­hil­le­us’un an­ne­si The­tis’in sa­ra­yı, Gök­çea­da ile Boz­caa­da (Te­ne­dos) ada­la­rı ara­sın­da ise Po­sei­don’un ka­nat­lı at­la­rı­nın ahır­la­rı bu­lu­nu­yor.

Ho­me­ros’a gö­re İm­roz­lu­lar Tro­ya sa­va­şı sı­ra­sın­da Tro­ya­lı­la­rın ya­nın­da yer al­mış­lar. Yu­nan­lı sa­vaş­çı Ac­hil­les ta­ra­fın­dan esir edi­len ve Lim­ni’ye kö­le ola­rak sa­tı­lan Tro­ya Pren­si Lyca­on, İm­roz Kra­lı Eti­on ta­ra­fın­dan bü­yük mik­tar­da pa­ra öde­ne­rek kur­ta­rıl­mış.

An­tik ta­rih­çi Tho­uky­di­des, İm­roz­lu­la­rın Ati­na­lı göç­men­ler so­yun­dan ol­duk­la­rı­nı ve Hel­len di­li­ni de Ati­na­lı­lar gi­bi İon leh­çe­siy­le ko­nuş­tuk­la­rı­nı söy­lü­yor.
Lu­wi di­lin­de “Yü­ce AnaTan­rı­ça” an­la­mı­na ge­len “İma­u­ra” söz­cü­ğü­nün Hel­lenağ­zın­da ön­ce İmu­ros, da­ha son­ra da İm­bros’a dö­nüş­tü­ğü söy­le­ni­yor. İm­bros, ço­rak top­rak­lar­da­ki be­re­ket tan­rı­sı an­la­mı­na ge­li­yor.

“Denizin diplerinde ,uçurumlarda,
Tenedos’la kayalık İmroz arasında
Bir mağara vardır;geniş,kocaman.
Dinlendirirdi orada atlarını POSEİDON;yeri sarsan.

Çözdü arabadan,tanrısal yemlerini koydu önlerine.
Bağladı ayaklarına altın zincirler
Bunlar kırılmaz,çözülmez zincirlerdi
Efendileri gelene dek ayrılamazlardı oradan
Kendi de Akhalar’ın ordusuna doğru yürüdü gitti.

Gökçeada Mimarisi

Gök­çea­da’nın büyük bölümü sit alanı ­olduğu için yapılaşma kontrol altında tutuluyor. Mi­ma­ri pro­je­lerin ye­rel do­ku­ya uy­gun ola­rak hazırlanması gerekiyor.

Rum köy­le­ri mi­ma­ri açı­dan en dik­kat çe­ken yer­ler. Taş ev­ler, arnavut kaldırımlı sokaklar, ki­li­se­ler, ça­ma­şır­ha­ne­ler, kah­ve ve çe­şit­li dük­kan­la­rın top­lan­dı­ğı mey­dan­lar, köy­le­rin mi­ma­ri do­ku­su­nu oluş­tu­ru­yor. Rum ev­le­ri ge­nel­lik­le ada­dan çıkarılan do­ğal taş­lar­dan, top­ra­ğın harç ola­rak kul­la­nıl­ma­sıy­la (yığ­ma tek­ni­ği) in­şa edil­miş. Ba­zı ya­pı­lar­da harç­sız, ku­ru taş du­var tek­ni­ği­nin de us­ta­ca uy­gu­lan­dı­ğı gö­rü­lü­yor. Ahşap ve taşın bir arada kullanıldığı kagir evlere de rastlanıyor. Evlerin bahçelerinde mutlaka yine taştan yapılma ocaklar bulunuyor.
Dik­dört­gen plan­da ve ki­re­mit ça­tı­lı ola­rak in­şa edi­len ev­ler­de, ki­re­mit­le­rin üze­ri­ne rüz­gar­dan uç­ma­sın­lar di­ye ufak taş­lar diz­mek ada­ya öz­gü eski bir ge­le­nek.

Köylerdeki evler dışında dam de­nen kır ev­le­ri­ne rast­la­nı­yor adada.

Ça­ma­şır­ha­ne­ler

Gökçeada su­yun he­nüz ev­le­rin için­de ak­ma­dı­ğı za­man­lar­dan kal­ma bir ça­ma­şır­ha­ne ge­le­ne­ğine sahip. Ça­ma­şır­ha­ne­ler, ça­ma­şır­la­rın top­lu hal­de yı­kan­dı­ğı yer­ler.

Es­ki­den Gök­çea­da’da her kö­yün özel ça­ma­şır yı­ka­ma gü­nü olur­muş. Kö­yün ka­dın­la­rı­ ev­den ge­tir­dik­le­ri yi­ye­cek­ler­le pik­nik ha­va­sı­nda ge­çi­rirlermiş bu günü.

Ge­nel­de çeş­me­le­rin olduğu yerlere in­şa edi­len ça­ma­şır­ha­ne­ler, üs­tü ah­şap ça­tı­lı, kapısız, basit ya­pı­lar. İç­le­rinde ocak­lar, su ka­nal­la­rı ve çamaşırın üzerinde dövüldüğü yekpare taşlar bu­lu­nu­yor. Ba­zı köy­ler­de sa­yı­la­rı bir­den faz­la olup çok bü­yük­le­ri­ne de rast­la­nı­yor. En büyüğü Dereköy’de yer alıyor.

Ma­nas­tır­lar

Gökçeada dini yapılarının çokluğu açısında dikkat çekiyor. Halk ara­sın­da ma­nas­tır denilen ufak kiliseler, bir da­ğın te­pe­sin­de, bakir bir koy­da ve­ya or­ma­nın or­ta­sın­da birdenbire kar­şı­nı­za çı­ka­bi­li­yor.  Zamanında Katolik baskısına uğrayan adalı Ortodoks Rumların, ibadetlerini rahatça sürdürmek için manastırları böyle ıssız noktalara kurdukları düşünülüyor.
Ma­nas­tır­lar sa­de, ufak ve genelde beyaza boyalı oluyor. Mi­ma­ri açı­dan bir­bir­le­ri­ne ben­zi­yorlar. İç­le­rin­de sa­de­ce İsa ve Mer­yem Ana iko­na­la­rı, tah­ta otur­ma sı­ra­la­rı bu­lu­nu­yor.
Ma­nas­tır­lar, çe­şit­li teh­li­ke­ler­den ko­run­mak ya da be­re­ket ge­tir­me­si ama­cıy­la fark­lı aziz­ler adı­na ya­pı­lı­yor. Şah­sa ait ol­duk­la­rı için ka­pı­la­rı ki­lit­le­ri tu­tu­lu­yor. Her ma­nas­tır­dan so­rum­lu bir ai­le bu­lu­nu­yor. Ma­nas­tı­rın te­miz­lik ve ba­kım iş­le­riy­le on­lar il­gi­le­ni­yor.
Gök­çea­da’da toplam 360 ki­li­se ve ma­nas­tır bu­lun­du­ğu ve bun­lar­dan sa­de­ce 7 ki­li­se ve 50 ma­nas­tırın günümüde kul­la­nı­ldığı söyleniyor.

ADA KÜLTÜRÜ

Gökçeada Rum Gelenekleri

Meryem Ana Panayırı


Gökçeada’da her yıl 14-16 Ağustos tarihlerinde Rumlar tarafından düzenlenen Meryem Ana Panayırı, adanın en kalabalık olduğu dönem. Meryem Ana’nın ölüm günü olan 15 Ağustos’un kutlandığı bu panayırda, Yunanistan’da ve başka ülkelerde yaşayan adalılar, onların çocukları ve torunları biraraya geliyor. Hiristiyan inanışında azizlerin ölüm günü şenlik gibi kutlanıyor.

Gökçeada Ev Şarabı

Eskiden Gökçeada’da her evde ev şarabı yapılırmış. Kendi bağlarından topladıkları üzümleri yıkayıp temizledikten sonra büyük bir tekneye koyarlarmış. Burada ayaklarıyla ezerlermiş. Ezilen üzümler sonra ahşap fıçıya ya da küpe konulup ağzı sıkıca kapatılırmış. Mayalanması için 10-15 gün fıçıda bekletilirmiş. Sonra  süzülmesi için sepete dökülürmüş. Çöplerinden ayrılan şarap 1 aylığına tekrar başka fıçıya konulurmuş. Orada tortusunu bırakan şarap daha sonra başka bir fıçıya konulup uzun süre bekletildikten sonra içilirmiş.

Gökçeada’da hala birçok Rum ev şarabı yapmaya devam ediyor.

Misafir Ağırlama

Rumlarda misafir ağırlamak çok önemli. Eskiden misafirliğe haber verilmeden gidilirmiş. O yüzden evsahibi her an misafir gelebileceğini düşünerek kek, kurabiye, likör, şarap gibi ikram edeceklerini evde hazır tutarmış.Günümüzde de misafire ilk önce kahve yapılıyor, yanında ortasından badem çıkan incir reçeli ya da ev yapımı karadut likörü sunuluyor.

Paskalya Yumurtası

İlkbaharda kutlanan Paskalya Bayramı için özel yumurtalar hazırlanıyor. Boyanan yumurtalar için kırmızı en çok tercih edilenmiş. Hz. İsa’nın kanını simgeleyen kırmızı rengin uğur getirdiğine inanılıyor.

Gökçeada’da Organik Tarım

Dünyada son yıllarda hızla yayılmakta olan organik tarım, kimyasal ilaç ve gübre kullanmadan yapılan doğal tarıma deniyor. Gökçeada, ada olmasının getirdiği avantajla(daha korunaklı) organik tarım için ideal bir yer!

Gökçeada’da organik tarım sertifikalı zeytinyağı üretimi yapan firmalar bulunuyor. Bu firmalar zeytinyağı ve sabun dışında butik çapta ev yapımı ürünler de satıyorlar. Bunlar kekik balı, biber salçası, peynir, yoğurt, sebze-meyve, reçel, nar ekşisi gibi ürünler. Ayrıca Türkiye çapında satış yapan bir organik süt, yoğurt ve peynir markası bulunuyor. Ada dışında sadece Nişantaşı’nda her cumartesi kurulan organik pazarda Gökçeada’nın organik ürünlerini bulabilirsiniz.

Tarım Bakanlığı ekolojik tarım yapılması amacıyla pilot bölge olarak seçmiş Gökçeada’yı.
Gökçeada Kaymakamlığı’nın Organik Zeytinyağı Üretimi, Organik Bal Üretimi ve Organik Sofralık ve Şaraplık Üzüm Üretimi olmak üzere üç alanda başlattığı projeler ile amaç Gökçeada’yı tamamen bir organik tarım adası haline getirmek.

Gökçeada’da Zeytincilik

Zeytin çok eski yıllardan beri Gökçeada hayatının vazgeçilmez bir parçası. Zeytinyağı, salamuralık ve sabun olarak yararlanılıyor.

Rumlar zeytin ağacına çok değer veriyorlar. Hatta deniyor ki zamanında nerede yabani bir zeytin ağacı görseler aşı yaparlarmış. Her köyde 1-2 tane zeytinyağı fabrikası varmış.

Adada 2 kontüni, 1 soğuk baskı sıkım yapan fabrika bulunuyor. Zeytinler toplanır toplanmaz sıkılıyor. Asit dereceleri oldukça düşük. Zaten yüzyıllardır Gökçeada’da doğal yöntemlerle yetiştirilen, dışarıdan hastalık kapmayan zeytin ağaçları, kısa sürede organik tarım sertifikasını da haketmiş.

Gökçeada’da Hayvancılık

Gökçeada’ya vardığınızda ilk dikkatinizi çekecek manzaralardan biri doğada serbestçe dolaşan koyun ve keçiler olacaktır. Doğal ve bol kekikle beslenen bu hayvanların etlerinin lezzetini siz tahmin edin !

İmbros Koyunu sadece Gökçeada’da yetişen bir tür. Hayvan Gen kaynaklarının korunması kapsamında 200 adedi, 6 yıllığına koruma altına alınmış.

Gökçeada’da Balıkçılık

Gökçeada’nın akvaryum gibi sularında 144 balık türü görmek mümkün. Sadece 5-15 metre arasında 76 tür balık dolaşıyor. Gökçeada ve çevresinde avlanan balık türlerine örnek vermek gerekirse: sardalya, uskumru, kolyoz, orkinos, kılıç, palamut, istavrit, barbunya,tekir, kırlangıç, sarpa, melanur, mercan, karides, istakoz, kalamar,ahtapot.

Süngercilik

Gökçeada 70’li yıllara kadar önemli süngercilik merkezlerinden biriymiş. 1968 yılında 22 süngerci tekne yılda ortalama 15 ton sünger çıkarırmış. 1986 yılında Akdeniz’de başlayan sünger hastalığı Gökçeada’ya da ulaşınca süngercilik diye bir meslek kalmamış. Ama Gökçeada civarında hala sünger çeşitlerine rastlanıyor. 2001 yılında yapılan araştırmada Gökçeada Sualtı Parkında 13 çeşit sünger saptanmış.

Gökçeada Mutfağı

Gökçeada mutfağı genelde Ege mutfağının izlerini taşıyor. Deniz ürünleri, kırmızı et, yabani otlar ve zeytinyağı kullanılan başlıca malzemeler.

Mevsimine göre taze balık çeşitlerinin dışında, ahtapot, kalamar, karides, istakoz, yengeç ve deniz kestanesi en çok kullanılan deniz ürünleri. Kılıç balığı adaya özgü bir tarifle zeytinyağında kızartılıyor.

Adanın tepeleri yabani kekikle dolu. Bu kekikle beslenen hayvanların etleri çok lezzetli oluyor. Gökçeada için kırmızı etin Türkiye’de en lezzetli ve bol olduğu yer diyebiliriz. Kuzu ve keçi etinden çeşitli yemekler yapılıyor. Ayrıca bol kekikle beslenen arıların ürünü kekik balı adaya özel tatlardan.

Cicirya Rumlara özgü bir çeşit peynirli pizza. Özel mayalı hamur hazırlandıktan sonra üstüne keçi peyniri, nane, kekik ve sütten oluşan harcı konup fırına atılıyor. Vişinada ve yanında sunulan kuşburnu kurabiyesi yine adaya özgü eski tatlardan. Sakızlı muhallebi Rum mutfağının olmazsa olmazlarında. Bunların hepsini Zeytinliköy’de tatmanız mümkün.

Mantı, gözleme, çiğ börek, avcı böreği, pide çeşitleri, döner ise Anadolu’dan gelenlerin adaya kattığı lezzetler. Lezzetli ada etiyle yapıldıkları için tatlarına doyum olmuyor.

RUM MUTFAĞINDAN TARİFLER
(Kaynak: Slow Food ve Gökçeada, Doç. Dr. H. Rıdvan Yurtseven )

Kurkuti
Buğdaylar değirmende özel bir şekilde kırılır.  Öğütülen buğday, et suyu, süt ve tuzla pişirilir.

Ahtapot Yahni
Önce ahtapot kısık ateşte haşlanır. Haşlanırken içine bir adet kabuğusoyulmamış sarmısak atılabilir. Haşlandıktan sonra parçalara bölünerektencereye konur ve üzerine biraz zeytinyağı dökülür. İsteğe göre biberve soğan ilave edilebilir. Üzerine biraz sıcak su konup hafif ateşte15-20 dakika pişirilir. Pişirildikten sonra daha lezzetli olması içinistenen miktarda şarap dökülür.Ahtapot normalde tuzlu olduğu için tuzuaz miktarda atmak gerekir. (Anlatan: Nasiye Dimitriyadis)

Koliva
Kutsal günlerimizde yapılan en çok sevdiğim tatlıdır. Buğdaykaynatılır, kaynayan buğday ezilmiş ceviz ve bademle karıştırılır. Dahasonra bu karışıma toz şeker de eklenir. Hepsi birbiriyle iyicekarıştırılır, koliva hazırdır. (Anlatan: İstelyanos Okumuş)

Badem tatlısı
İsim günü için hazırlanır.
Önce badem temizlenip kıyılır. 2 su bardağı toz şeker, 2 su bardağıkıyılmış badem ve 1 yumurta akı iyice karıştırılarak hamur halinegetirilir. Bu tatlı için özel kalıplar bulunmaktadır. Hamur bukalıplara yerleştirilir ve bastırılarak dişli çubuklar halindeçıkartılır. Yağlı tepsiye dizilerek ılık fırında üstü kızarıncaya kadarpişirilerek servise hazır hale gelir. Kimin isim günüyse onun evinde kutlama yapılır.(Anlatan: Yorgia Caro)

Cittaslow Gökçeada

İtalyanca Citta (Şehir) ve İngilizce Slow (Yavaş) kelimelerinden oluşan CittaSlow, SAKİN ŞEHİR anlamında kullanılmaktadır. Uluslararası CittaSlow ağı, küreselleşmenin şehirlerin dokusunu, sakinlerini ve yaşam biçimini standartlaştırmasını ve yerel özelliklerini ortadan kaldırmasını engellemek için Slow Food Hareketi’nden ortaya çıkmış bir kentler birliğidir. CittaSlow; küreselleşmenin yarattığı homojen mekanlardan biri olmak istemeyen, yerel kimliğini ve özelliklerini koruyarak dünya sahnesinde yer almak isteyen kasabaların ve kentlerin katıldığı uluslararası bir birliktir.

Polonya’nın Lidzbark Warminski kentinde 23 – 26 Haziran 2011 tarihleri arasında yapılan 2011 Sakin Şehirler Genel Kurulu’nda, Taraklı, Yenipazar ve Akyaka şehirleri ile birlikte Gökçeada CittaSlow uluslararası ağına dahil oldu. Gökçeada dünyanın ilk CittaSlow adası ilan edildi.?

Gökçeada Foroğrafları

Nostalji Fotoğraflar

Gökçeada Şapelleri

Şapel, Hırıstiyanların tapınak veya kutsal alanı, özellikle kırsal alanlarda ve küçük yerlerde veya yol kenarlarında dinsel ihtiyaçları karşılamak için yapılmış dua etme ve mum yakma yerleridir .Bir nevi küçük kiliselerdir.

Gökçeada Yararlı Telefonlar

Alan Kodu – 0 286

Kaymakamlık887 30 04
Belediye887 30 52
Zabıta887 24 76
Jandarma İmdat156
Polis İmdat155
Liman Başkanlığı887 31 35
İtfaiye110
Hastane887 30 03
TURİZM DANIŞMA0286 887 30 05
GESTAŞ0286 444 07 52
GESTAŞ ÇANAKKALE FERİBOT0286 217 18 15
GESTAŞ KABATEPE FERİBOT0286 814 12 63
ÇANAKKALE TRUVA OTOBÜS0286 444 00 17
METRO OTOBÜS0212 658 32 32
THY0212 444 0 849
ÇANAKKALE HAVALİMANI0286 213 10 21


301 Görüntülendi
Open chat
1
Merhaba,
Nasıl Yardımcı olabiliriz ?
Powered by